Maddi sıkıntıların oldukça fazla olduğu bir zamanda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem askeri harekat için seferberlik ilan etti. Yatsı namazından sonra şu mealde bir çağrıda bulundu:
"Ey Ashabım!
Bu zorlu sefere çıkacak ordu için kim (bir hurma tanesi ile bile olsa) yardım ederse Allah ona cehennemini haram edecek, onu cennetine koyacaktır..."
Bu çağrıya duyarsız kalmayan sahabenin kimisi tüm servetini, kimi servetinin yarısını, kimi bir çuval hurma, kimi birkaç giysi, kimi de un getirerek orduyu donatmak için didindiler.
Bağış yapamayacak hatta yapılan bağışlarla muhtaç durumda, bugünkü deyimle, yoksulluk sınırının da altında yaşayan Ensar'dan Hz. Ulbe Bin Zeyd (r.a) ise çaresizdi.
Yatsı'dan çıkıp evine geldi.
Önce 2 rekat nafile namaz kılıp ardından Rabbine şöyle seslendi:
"Allahım!
Az evvel Sen'in Peygamberin mescidde bir çağrı yaptı ve bir de müjde verdi.
Sen'in yolunda cihada çıkacak orduya yardım istedi. Yardım edene de hem cehennemden kurtuluş hem de cennet müjdesi verdi ama görüyorsun ki benim üzerimdeki eski elbiseden başka giyeceğim, sabaha yiyecek bir lokma ekmeğim bile yok.
Rasûlullah ne zaman bir yardım toplama çağrısı yapsa ve müjde verse ben hep garip kalıyorum. Herkes bir şeyler götürüyor, ben bir hurma bile bulamıyorum ki vereyim.
Bedenimle asker olarak orduya katılmak istesem olmuyor çünkü çok yaşlıyım diye beni orduya da almıyor.
Ne olmayan malımla ne cılız bedenimle bir faydam yok...
Ben ne yapacağım Allahım!
Ben de bir şey istiyorum ama yok!
Sahabi yardımlara muhtaç biri,
Allah"ım toplanan yardımdan bana bir hisse düşmedi, yetişemedim, kaçırdım, demiyor.
Yardım alamadığına değil yardım yapamadığına yanıyor.
Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in yardım çağrısına katkıda bulunmak istiyor!
Rabbine yalvarıyor:
"Allah'ım!
Evet malım yok, bedenim işe yaramaz ama cihada çıkıp şehid dahi olsa bir kimse kul hakkından kurtuluş yok, biliyorum. Sen’in için cihada çıkan şu mücahitlerden her kim geçmişte bana hakaret edip onurumu kırmış ve kul hakkıma girmişse, sadaka olarak o kul haklarımın hepsini knlara helâl ediyorum. Malım yerine kulluk haklarımı, kırılan onurumun hakkını helâl ediyorum...
Sahabe sonra uyuyakaldı...
Sabah Mescid-i Nebi'de toplanma vakti geldiğinde Rasûlullah sallâllâhualeyhivesellem, Hz. Bilal (r.a)'i çağırarak:
Bilal git bu gece kul haklarını, onurunu sadaka olarak dağıtan adam kim diye sokaklarda bağırarak dolaş.
Kimdir bu kişi, bilmek istiyorum.
Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’e Cebrail (a.s) gelerek durumu anlatmış lâkin o kişinin Hz. Ulbe (r.a) olduğunu söylememiş.
Hz. Bilal (r.a) Efendimiz'in emrini yerine getirerek sokaklarda bağırınca, Hz. Ulbe (r.a) durumun vahiyle bildirildiğini ve dolayısıyla gizlenemeyeceğini bilerek hemen Allah Rasûlü aleyhissalatü vesselâm'ın yanına geldi.
Beni emretmişsiniz ya Rasûlullâh. Onurunu sadaka diye bağışlayan, aradığınız kişi benim.
Bunun üzerine Allah Rasûlü aleyhissalatü vesselâm onu müjdeledi:
Ne mutlu sana, Allah senin sadakanı hemen ve peşinen kabul etti, cehennemden kurtuluşun ve cennetin sana mübarek olsun..
Müslümanlar kendimizi gözden geçirelim ve ilahi mesajı anlayalım..
Yoksa Allah ne kimseden alacaklıdır ne de kimseye borçludur.
Allâh verdiği nimetlerin hesabını sorar.
Allah'ım!
Geleceğimizi geçmişimizden,
Kabrimizi evimizden,
Ölümümüzü yaşamımızdan güzel kıl ve cenneti bizim son varış yerimiz eyle âmin...