Bayramların ise apayrı bir özlemi olurdu. Sık sık büyüklerimizden; ‘bayrama kaç gün kaldı’ diye sorardık. Bayram öncesi annelerimizin külünçe ( kilor ) yapma telaşı başlardı. Biz çocuklar da sabırsızlıkla külünçelerin pişirilmesini beklerdik. Büyükler oruçlu olduğundan külünçelerin tadı çocuklarla test edilirdi. Bayram öncesi kızlar, başına kına yakardı. Bayram gecesinde ise kız çocuklarının ellerine, erkek çocukların ise sadece sağ el serçe parmağına kına yakılırdı. Gece yatmadan bayramlıklarımızı baş ucumuza koyardık. Sevinç ve heyecanla bayram sabahına uyanırdık. Uyanır uyanmaz sabırsızlıkla bayramlıklarımızı giyerdik. Ve biz çocuklar için bayram başlamış olurdu.

Köy halkı, bayram namazına çok önem verirdi. Bayram namazı öncesi cami dolmaya başlardı. Hoca efendi, verdiği vaazdan sonra saati gelince bayram namazını tarif eder ardından bayram namazını kıldırırdı. Okunan hutbenin ardından tekbirler getirilir, cemaat hemen dağılmaz, günümüzde de devam eden camide toplu bayramlaşmaya geçilirdi. Bayramlaşma hoca efendiden başlamak üzere sağdan devam ederdi. Yaşlılara öncelik verilirdi. Kişi, sırayla herkes ile tokalaşır, ‘bayramın mübarek olsun’ sözü ile bayramlaşırdı. Bu vesile ile de dargın olanlar varsa da barışmış olurdu. Ve böylece herkes evine barışmış olarak dönerdi.

Annemin vefat ettiği senenin ramazan bayramıydı. ( 1987 ) Annem o senenin ramazan ayında vefat etmişti ve acısı tazeydi. 10 yaşlarındaydım. Bayram sabahı uyandığımda kuşluk vakti olmuştu. Ablalarım, avluyu süpürüyorlardı. Babamla İzzettin abim bayram namazına gitmişlerdi. Ben de bayram namazına yetişeyim diye alelacele abdest alıp, bayramlıklarımı giyerek bisikletimle cami yoluna girdim. Daha camiye varmadan baktım ki cemaat bayram namazını kılmış dağılıyor. Kimileri mezarlıkta ölmüşlerinin kabri başında dua ediyor, kimileri ise evinin yolunu tutmuş gidiyor. Seydahmed ziyareti denilen yerde; hani eski ilkokulun güneydoğu köşesi hizasında, etrafında büyük parçalar halinde siyah taşlar olan bir dut ağacı var ya işte tam da orda İzzettin abimle karşılaştım. Bayram namazını kaçırdığım için beni soğuk bir şekilde karşıladı.- Bak! Arkadaşın Mehmet (Hemed) camiye geldi. Bayram namazını kıldı. Anneannesinin (annem) kabrini ziyaret edip Fatiha okudu. Sen niye geç kaldın diye bana sitem etti. Ben ise başımı eğmiştim, mahcup bir ses tonu ile:- “Abi beni geç uyandırdılar” diyerek kendimi bu mahcubiyetten kurtarmak istemiştim. O günden sonra bayram namazlarını kaçırmamak için azami dikkat ettim.

Biz çocuklar için bayram demek: uzun bir süreden sonra yeni elbise, yeni ayakkabı giymek demekti. Ramazan bayramında bol bol şeker yemek, kurban bayramında ise kahvaltıda kavurma yemek, demekti.

Hatırlıyorum da bayramlarda ben, Mehmet ve bir kaç arkadaş bayramlaşma bahanesi ile bayram şekeri toplamaya giderdik. Şeker ikram eden aileler bizi sevindirirken, şekeri bizden esirgeyen aileler ise üzerdi. Daha sonra topladığımız şekerleri sayar, şekerleri fazla olan kişi caka satardı.

Bayramlarda yeni elbise, yeni ayakkabı giymek, bakkala gidip alışveriş yapmak, arkadaşlarımızla dolaşmak çocuk olarak bizleri fazlasıyla mutlu ederdi.

Neden şimdi bayramlarımız buruk geçiyor? Neden eskiden olduğu gibi bayramlarda mutlu olamıyoruz? Büyüklerin yükü mü ağır yoksa mutluluk sadece çocuklara has bir özellik mi? Emperyalist güçlerin( ABD, İsrail...) İslam coğrafyasını kana buladığı, kadın-çocuk demeden masum insanları katlettiği bu çağda mutlu olmak gerçekten mümkün mü?

Emperyalist güçlerin, Müslüman coğrafyayı kana buladığı bu mübarek günlerde Rabbim, baş da ülkemiz olmak üzere, ümmet-i Muhammedi ve tüm insanlığı gözü doymayan bu vampirlerin şerrinden muhafaza etsin. Tüm dünyada huzur, barış ve adaletin hakim olması temennisi ile Ramazan Bayramımız Mübarek Olsun...